Ara Verip Baltayı Bilemek


Evet sevgili okur sanıyorum paylaşacağım hikaye en çok hangi güne yakışır diye düşünsek yine Pazartesi derdik.. Çünkü çoğu işte en yoğun gün Pazartesi, bir başka deyişle en anı kurtarmacalı can hıraş gün olur bu Pazar ‘ın ertesi..

O kadar yoğunuz, o kadar koşturmacalı günü kurtarmacalı haller içinde ki ahvalimiz, çoğu zaman gereksiz bir debdebe içinde yittiğimizi anlayamıyoruz dahi..

İşte aynı bizim gibi mevcut işiyle kendinden geçmiş oduncu, bir gün bir koruda ağaç kesmeye çalışmaktadır. Oduncu öyle yorgun ve öyle yoğun ki nefes almaksızın ağacı kesmekle meşgul..

Oduncuyu gören bir adam oduncuya seslenir:

-“Kaç saattir kesmeye çalışıyorsun bu ağacı?”

-“Beş saatten fazla oldu uğraşıyorum, zor iş bu çok yoruldum”

-“İşe birkaç dakika ara verip baltayı bilesene! O zaman ağacı daha hızlı keseceğine eminim!”

Oduncu sözcüklerin üstüne basa basa “Baltayı bileyecek zamanım yok! Ağacı kesmekle meşgulüm!” der..

İşte hikaye bu kadar basit sevgili okurum. Bazen ara verip baltayı bileme fikrine varmak lazım.. Şayet varamayacak kadar işe dalmış isek bize seslenen birileri var ise en azından onların dediğini bir düşünüp tartmak lazım..

Siz bunu bir düşünün isterseniz..

Esen kalın, keyifli bir hafta olsun..

Reklamlar

Ikea Hackers Mı?


Bardağı dolu yanından görmek işte buna denir sevgili okur. Çünkü hackerlık o bildiğimiz olumsuz anlamından sıyrılarak çok güzel bir manaya büründü sonunda.. Ne demişler dünyayı güzellik kurtaracak. Hala umudumuz var, hatta umudumuz eskisinden çok..

Youtuberlarla şaha kalkan kendin yap (DIY) olayı, ikea ürünlerinin modifikasyonuyla hackerlık ismini almış görünüyor. Öyle güzel işler çıkarmışlar ki “aa iyi fikir” cümlesi aklımızdan geçip duruyor sitede vakit geçirirken.

Sizin de böyle güzel fikirleriniz varsa siteyi ziyaret etmekle kalmıyor, dilerseniz kendi projelerinizi bu sitede paylaşabiliyorsunuz.

Ikea’nın hemen hemen her ürününün oldukça sade olduğunu düşünürsek, nice güzel türevler yaratılabilmesi de kaçınılmaz. Ben Türklerin mevcut ürünü modifiye etme yeteneğinin çok üst seviyelerde olduğunu düşünüyorum. Demem o ki bu noktadan hareketle çok da güzel işler ortaya çıkabilir. Neden olmasın?

Daha çok uzatmadan sizi siteye buradan uğurlayabilirim. Ha bi de güzel bir müzik eşliğik etse derseniz pek tabi o da aşağıda sizi bekliyor 😛 öpüldünüz xxx

Ahh Müziksiziz!


Bugün de yeni bir müzikle günaydın sevgili okur. Yazamamışım nicedir. Hoşbeş edememişiz.. Doğrusu genelde ben anlatıyorum, eksik olmayın sizler de okuyorsunuz:)..

Bilmiyorum siz ne alemdesiniz zira ben çok sıkılıyorum be okur. Spotify’ı açıyorum birbirinin kopyası şarkılar. Müzik insanı olduğu ruh halinden başka yerlere taşımalıyken, mevcut şarkılar beni çok daha sıkıyor nicedir. Maalesef bir dönem altın çağını yaşayan undergroundun da cılkını çıkarıp harcadıktan sonra elimizde ne kaldı ki..

Şarkı aramaktan tükenmişken Tuğçe Şenoğul’a denk geldim. Kaptan şarkısı bana”aa Gaye Su Akyol türemiş yaaaeee” dedirtmiş olsa bile, farklı sözler dinlemek
bu Çarşamba sabahında benim havamı bir nebze değiştirdi

Dilerim siz de azcık bir hava değişimi yaşarsınız.. Hoş şarkı insanın içini burkuyor, bir yanını kırıyor gibi olsada şu düzende ne diyelim buna da “tamam” 🙂

Öperim sizi.

Filli Boya’ya Teşekkürlerimizle..


Kadınlar gününde en güzel rakibimiz (rakip firmada çalışan biri olarak bu tamlamayı kullandım) Filli Boya yine şahane bir reklam hazırlamış. Nasıl güzel şeylere değinmiş. Nilipek nasıl güzel dokunmuş tınılara. Gözde Pınar’a bu hassas düşünce için sonsuz teşekkürler ve tebrikler..

Aslında videoda tüm bahsi geçenler doğru. Evet, maalesef sevgiyi unutmuş, sevmek kavramını yitirmiş, vahşeti maharet sanan, mahvolmuşluğun kıyısında bir ülke olduk.

“Birşeyler yolunda değil bes belli”

Çok birşey değil, “Kadınlar huzur ister, anlaşılmak ister, evlatları ölmesin ister, rahatça yürüyebilmek ister”

Aynen Nilipek’in dediği gibi

“Bir yerde bir eksik var..”

Evet maalesef çok ciddi bir eksik var. Öyle bir zihniyet sardı ki ülkemizi, gece geç saatte yalnız yürüyen kadın yolludur zihniyeti örümcek ağı gibi sardı etrafımızı. Değildir efendim!! Gece bir adamın yalnız yürümesi kadar doğaldır bir kadının da yalnız yürümesi.

Kadınlar da eğlenir, kadınlar da yalnız gezer. Kadınlığa veya erkekliğe has bir durum değil bu, insan olmak bunu gerektirir.

Mevzu kadın erkek olmak değil.. Mevzu insan olmak. Emin olun ki “birlikte daha güzeliz”..

Starbucks’ın Latte Formülü


Efendim geçen hafta çok yoğun bir müşteri hizmetleri eğitimine katıldım. Tahmin edilmesi zor olmasa gerek, müşteri odağıyla çalışan departmanlarda(hemen hemen tüm firma bu eğitimi almalıydı aslında) müşteri ile etkili iletişimin püf noktalarını hafta boyunca tekrar tekrar dinledik, kendi aramızda ufak testlerini yaptık.

Konularımızdan biri ise STARBUCKS idi. Konuya ziyadesiyle aşina idim çünkü, MBA yaptığım dönemde pazarlama dersimi Mustafa Kurt hocamdan alma şansına sahip olmuş biri olarak, ders kapsamında da Starbuck’ı, zaman izin verdiğince ele almıştık, ki o günden beridir çalışma prensibi ve iç- dış müşteri yaklaşımı konusunda daima kendime hatırlattığım felsefenin öncüsüdür bu marka.

Her firmanın standart hiyerarşisinden farklı olarak, STARBUCK’ın hiyerarşi tablosunda en üstte direktörler değil, müşteri durur! Bu firmanın başarı ve büyümesindeki önemli bir odak noktasıdır.

Müşteri kavramı ise sadece satış yapılan profil değil aynı zamanda iç müşteri yani çalışanlardır da. Starbucks ise çalışanlarını ne kadar motive ederse, müşterisini de o kadar memnun edeceğini düşünen yapısıyla daima iç motivasyonu yükseltecek araçlar, eğitimler araştırmaktadır.

Bir araştırmaya göre, düzenli spora giden insanların, sporda başarı elde ettiklerinde (hedef kiloya ulaşma vb), bunun olumlu sonuçlarını özel hayat ve iş hayatlarında da sürdürdükleri görülüyordu. Starbucks ise spor yapma konusunda irade gösteren kişilerin hayatının diğer alanlarında irade gösterdiğini öğrendiğinde çalışanlarına bedava spor salonu üyeliği sundu. Fakat tüm gün çalıştıktan sonra bir de spora gitmek çalışanlara zor geliyordu. Ve starbucks bu düşüncede çuvallamış oldu..

Bu hezeyan sonrası yeni bir yaklaşım benimseme kararı alındı. İşe mağazalarda neler olup bittiğini gözlemlemekle başladılar. Gördüler ki çalışanlar, beklenmedik bir stres veya ters bir tepki ile karşılaştıklarında otokontrollerini kaybediyorlardı. Bu gözlem sonrası firma yetkilileri iradeyi yanlış bakımdan değerlendirmiş olabileceklerini farkettiler.

Çalışanların ihtiyaçları olan şey öz denetimlerini ortaya koymayı kolaylaştıracak kurumsal alışkanlıklar, dönüm noktalarında başa çıkmanın yollarını gösterecek açık ve net talimatlardı. Bunun üzerine yöneticiler, çalışanların başları sıkıştığı zaman kullanabilecekleri rutinleri ayrıntılarıyla açıklayan yeni eğitim malzemeleri geliştirdi. Hazırlanan kitapçıkların içeriği bağırıp çağıran bir müşteriye nasıl davranılacağı, kasa önünde uzun bir kuyruk oluştuğunda nasıl bir tepki verileceği gibi şeylerle ilgiliydi. Yöneticiler, tepkiler otomatikleşene kadar çalışanlarla diyalog çalışması yaptılar. Her çalışana bir çalışma kitabı verildi. Bu çalışma kitabı hoş olmayan durumlar hayal edip bu durumlarda nasıl tepki verileceğini planlamak için hazırlanmıştı.

Starbucks bu çalışma kitapları ve kılavuzlarla kendisine bazı sistemler oluşturdu. Örneğin bir tanesi LATTE sistemiydi. Müşteri dinleniyor (Listening), şikayeti kabul ediliyor ( Acknowledge), sorunu çözmek için hareket geçiliyor (Take action), ona teşekkür ediliyor (Thank), sonra da sorunun neden kaynaklandığı açıklanıyor (Explain).

İşte asıl LATTE formülü aslında buydu 😊 Stres bloklarıyla yüzyüze geldiğinizde, bir yudum içiniz. Sıcak tüketiniz. Öpüldünüz 😊

 

Geri Dönüşümde Radikal Hamle!


Günaydın canlarım!

İyiden iyiye haber bültenine döndü blog son bir kaç yazıdır zira güzel nüanslara dokunduğumu umarak affınıza sığınıyorum.

Şimdiki haberimiz İstanbul’da yaşayanlara! (En azından şimdilik öncelikle İstanbul’da yaşayanlara) Yurtdışında yılllaaaardır olan dönüştürülebilir atıkların ücrete çevrilerek kişilerin teşvik edilmesi nihayet memleketimize de geldi!

Artık geri dönüştürülebilir plastik, metal kağıt gibi malzemeleri, şehrin belli noktalarındaki otomatlarda öğüttüğümüzde İstanbul Kart’a kredi yükleyebilinecekmiş.
Elbette ciddi rakamlar değil karta yüklenecek meblalar zira kesinlikle çöpe atılan ciddi bir çoğunluğu ne olursa olsun teşvik edecek. Malum adı üstünde teşvik, bir kazanç kapısı değil bu!

Bundan 5 sene evvel Hollanda’da büyük bir marketin giriş/çıkış kısmında denk gelmiştim bu otomatlara. Ciddi bir talep de vardı.. Darısı bizim otomatlara inşallah..

Memleketimizde kağıt ve plastik toplayıcıların bu radikal girişim sayesinde işleri baltalanmış olacak belki ama onların erişemediği ve bizim çöpe attığımız
nice atıklar bu teşvik ile daha doğru değerlenecek diye umud ediyorum..

Dünyayı iyilik ve güzellik kurtaracak sevgili okur. He bir de keller demiştim zaten bir önceki yazımda değil mi 🙂

Esen kalın öpüldünüz xx

Aman Allah’ım Kellik Son Mu Buluyor?!


Eyvahlar olsun sevgili okur! Bilim adamları kelliği ortadan kaldırmak için kolları sıvamışlar. Fareler üstünde demeler başlamış?!

Ben anlamıyorum keller kadar yakışıklı tipler yokken neden böyle işlere girişti bu bilim adamları? Bence kellerin karizmasını kıskanıyorlar hehehe

Buradan öncelikle kocama ve tüm kellere sesleniyorum. Direnin! Sizdeki karizma kimsede yok. Sakın saç ektirmeyin. Sizin farkınız keliniz 🙂

Bu Cumartesi-Pazar hava güzel olacakmış, kelinizi güneşlendirin 🙂 Yeşili ve keli sevin, doğayı koruyun. Öpüldünüz 🙂